26 Ocak 2010 Salı

Türkiye’nin Manialı Koşusu


Belalar peş peşe geliyor. Ama hepsi de insanoğlunun hatalarının bir sonucu. Mevcut kültürler insanı öyle şekillendirmişler ki, insanlar etraflarını yıkmaya, yok etmeye programlanmış robotlar gibi olmuşlar. Bizi bizden korumak gerekiyor. Bu ne zor iş…


Türkiye’nin önündeki ilk yok olma riski, kendi seçtiği AKP iktidarıydı. Neyse ki bundan kurtuluyoruz. Çok yara aldık. Her yerimizi tekrar, tekrar ameliyat etmek gerekecek. Tekrar 7 sene evveline dönebilmek için herhalde bir seçim döneminden daha uzun zamana ihtiyaç olacaktır. AKP iktidarı Cumhuriyetimizin 80 yıllık birikimini bozuk para gibi harcamıştır. Bunu yerine koymak hiç de kolay değildir. Bu arada unutmadan söylemek gerekir ki, Dicle ve Fırat suları üzerindeki hakimiyetimizi yok edip, bu suları beynelmilel bir konsorsiyuma devretmeden, ne yapıp, edip AKP’ye son vermek gerekir.


Ama ikinci bela kapıdadır. İstanbul depremine çok az vaktimiz kalmıştır. AKP yedi yıllık sürede depremin yok edici hasarlar vermesini önleyecek faaliyetler yapmamıştır. Daha önce de defalarca yazdığım gibi İstanbul Depremi herhangi bir deprem değildir. Bu deprem Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin sonu olacaktır. Kalan süre o kadar azdır ki yeni iktidarlar bu konuda ne yapabilirler, bu denli yaralanmış bir ülkede neler yapılabilinir bilemiyorum. AKP’den kurtulur kurtulmaz harekete geçilse bile ne kadarı yetişir, çok şüphem var. Bu durumda dostlarıma biran önce İstanbul’u terk etmelerini öneririm. İmkanı olanlar İstanbul dışında oturmalıdırlar. İş arayanlar İstanbul dışında iş bulmaya çalışmalıdırlar. Emekliler, aileden kalan yerleri varsa geldikleri yerlere dönsünler. Artık İstanbul’da kalınmaz. Ve her giden kalanların yaşama ve kurtulma şansını arttırıyor demektir.


İstanbul depreminden sonra gelecek bela açlık, susuzluk, göçler gibi Küresel Isınmanın getireceği üçüncü beladır. Bunun getireceği yıkımları kişilerin tek tek, aile aile hafifletme şansı yoktur. Burada önümüzde kalan 5 – 10 yıl içinde Türkiye’nin ne ciddiyette önlemler alacağı seçilecek iktidara bağlıdır. Bu nedenle seçmenler oylarını İstanbul Depremi ve Küresel Isınmayı düşünerek vermelidirler. Geçtiğimiz 7 yılda AKP iktidarı nedeni ile bu çok önemli süreç de heba edilmiştir. Yedi yıl önceki şans kaçmıştır, ancak hala bir şeyler yapılabilinir. Ama iktidar bu konuda kararlı ve becerikli olmalıdır.


Aslında, susuzluk, üçüncü belanın bir parçası olmasına rağmen AKP nedeni ile dördüncü bir bela gibi ayrı saymayı gerektirmektedir. AKP Dicle ve Fırat sularını yabancılara peşkeş çekerek, bizi susuz bırakmak yolunda hızla ilerlemektedir. Böylece Doğu Anadolu’yu Türkiye’den koparmak kolaylaşacak, 10-20 sene içinde susuz Türkiye çökecektir. Bunun çaresi her vesileyi kullanarak, yönetimin ve belki kullanım hakkının uluslararası bir konsorsiyuma devrini önlemektir. İstanbul elden çıkacak derken dikkatler dağılmakta, esas elden çıkmakta olan görülmemektedir.


DNA araştırmaları, Anadolu halkında, Orta Asya Türklerine benzer DNA miktarını umulanın çok altında bulmaktadır. Ama ben bunun temel nedeninin zaten Türk ve Hint-Avrupa karışımı olan Oğuzlardan gelinmesine bağlıyorum. Türkler ve onun alt dalı Oğuzlar çöllerde yaşamış ve en yoksul iklimlerde hayatlarını idame ettirmiş topluluklardır. Sadece hayatlarını idame ettirmemiş, fırsatını bulduklarında yerlerinden ayrılıp, İmparatorluklar kurmuşlardır. Yani özeldirler. Bu nedenle, tahmin ediyorum ki Küresel Isınma karşısında en şanslı halklardan biriyiz. Biraz gayret ve yapılan doğru işlerle, zor da olsa, yaşamımıza devam edebiliriz.


Ülkemizin ve halkımızın işi zor. Zor ama işe bir yerden başlamak gerekiyor. Bence ilk yapılacak iş seçim barajını kaldırarak, parlementoyu tüm fikirlere açmaktır. Zorlukların altından ancak demokrasi ve geniş bir mutabakat ile kalkabiliriz. O yüzden seçim barajı kalkıp, en kısa sürede seçimler yenilenmelidir. Ancak yeni ve aklı başında bir parlemento ile ışığa yürünebilinir.



Bizimkiler adlı tarih kitapları e-kitap olarak

http://dunya-tarihi.com/
sitesindedir.