9. Enerji
Gelecekte kuraklık ve iklim değişikliği ile mücadele edilecekse, şimdiden büyük enerji yatırımları yaparak, mümkün olan en gelişmiş enerji ağına sahip olmak gerekecektir. Gelecekte, kuraklık nedeniyle hidro elektrik santraller doğru dürüst çalışamayacaktır. Türkiye’nin doğal gaz transit ülkesi olması hiçbir işine yaramayacaktır. Ne ısınmak ve ne de elektrik için doğal gaz kısa bir süre sonra bulunamaz olacaktır.
Hâlbuki ısınmak için, üretmek için ve esas su temini için şimdikinden kat be kat fazla enerjiye ihtiyaç vardır. Yeterli enerji varsa, deniz suyundan tatlı su temin edilerek, kriz ciddi bir şekilde kontrol altına alınabilinir. Bunun için çalışmalara hemen başlamak gerekir. Bunlardan birincisi nükleer enerjidir. Gelecek iklim değişikliğinde yaşamaya devam edebilecek ülkeler elektrik enerjilerinin büyük bir kısmını nükleer santrallardan sağlayan ülkeler olacaktır. Bu nedenle bir tane değil, bugünkü elektrik ihtiyacının kat be kat fazlasını temin edecek kadar pek çok nükleer enerji santralına ihtiyaç vardır.
Şimdi bu satırları okuyanlardan gelen itiraz seslerini duyuyor gibiyim. Aslında bende nükleer enerjinin çok riskli olduğunu ve bizim gibi yeterli eğitimi ve kültürü olmayan ülkelerde kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak, bahsettiğim durum, gelecek felaketlere karşı alınan bir ve en ciddi önlemdir. Bütün risklerine karşı, nükleer santralleri yapmak ve çalıştırmak zorundayız. Zaten biz yapsak da yapmasak da etrafımız, herhangi bir kazada bizi etkileyecek nükleer santrallerle dolu. Bize hayrı olmayan santrallerin riskini çekeceğiz de kendimize ait olanları niye çekmeyeceğiz.
Nükleer enerji, doğanın kullandığı ve dolayısı ile doğada en fazla kullanılan enerji tarzıdır. Özetle doğal bir enerjidir. Fosil yakıtları yakmak yerine her türlü doğal enerjiyi kullanmak gerekir ve gerekecektir. Bu meyanda, biran önce güneş enerjisini rantabl bir şekilde elektrik enerjisine dönüştüren aygıt çalışmalarına hız verilerek, kısa süre içinde kendine yeten enerji üreten evler projelerine geçilmelidir. Belli bir süre sonra deprem yönetmeliği benzeri, kendine enerjisi yeten evler yönetmeliği hazırlanarak, her yeni yapının, dış bir enerjiye ihtiyaç duymaksızın kendine yetmesi sağlanmalıdır. Bundan sonra da eski konutlar, belli bir plan dahilinde kendine yeterli hale getirilmelidir.
Diğer her tür doğal enerji kullanma fırsatı değerlendirilmelidir. Rüzgâr santralleri, her hızlı akan suyun üzerine hidro elektrik jeneratörleri, dalga jeneratörleri, akıntı jeneratörleri vs gibi bütün fırsatlar değerlendirilerek, ülkenin mümkün olan bütün enerjileri kontrol altına alınmalıdır. Tarımda hiçbir enerjinin boşa harcanmaması sağlanmalıdır. Tarım öyle planlanmalıdır ki her çiftlik kendi gübresini kendi üretsin ve kendi ürettiği enerji ile dışa bağımlı olmadan hayatiyetini devam ettirebilsin. Tarımda suni gübre ve tarım ilacı kesin kes kullanılmamalıdır. Kullanılan gübre mutlaka doğal gübre olmalıdır. Aynı şekilde kullanılacak tarım ilaçları da arap sabunu, tütün suyu vs gibi doğal ilaçlar olmalıdır.
Bu yazdıklarımı okurken, belki bazılarınız “ bütün bunları kim yapacak, nasıl yapılacak “ diye soruyorsunuzdur. Ama bilin ki bütün bu yazılanlar teknik olarak mümkündür. Organizasyon ve finansman sağlandığında kısa sürede hayata geçirilebilinir. İş ki bunu yapacak bir organizasyon olsun.
Devlet, bizi gelecek tehlikelerden koruyacak olan, uyum içinde yaşamamızı sağlayacak, zor
günlerimizde dayanışmamızı sağlayıp, muhtaçlara yardım edecek bir organizasyondur. Kendilerini birbirlerine yakın hisseden insanlar bir araya gelerek, kendi devletlerini kurarlar. Bizim devletimiz ise ceplerini doldurmak isteyen, emperyalizm hizmetinde insanlarca işkâl edilmiş bir devlettir. Böyle bir ortamda yaşadığınız için, bu yazılanlar size imkânsız görülüyor. Ama mümkündür. Bunların hepsini yapmak ve krize hazırlıklı girmek mümkündür. Bunun için ilk yapılacak olan iktidarı ele geçirecek şekilde organize olmak ve sonra iktidarı ele geçirerek, halkın yararına hızla çalışan bir devlet kurmaktır.
Enerjinin de su gibi gereksiz tüketimine kesinlikle müsaade edilmemelidir. Boşa giden dirhem enerji olmamalıdır. Zaten tasarruf, alnız su ve enerjide değil her konuda sonuna kadar tasarruf önümüzdeki dönemin şiarıdır. Ama bu bile başlı başına bir iştir. Ve ilerideki bir analizin tek başına konusudur.
Enerji konusunu kapatmadan, az sonra “ taşıma “ konusunda ele alınacak olmasına rağmen, enerjiyi de ilgilendirdiğinden burada motorlu kara taşıtı ve benzerlerinden bahsetmek gerekecektir. En yakın gelecekte, benzinli, doğal gazlı ve mazotlu araçlar tarihe karışacaklardır. Bu nedenle Türkiye’de böyle pıtrak gibi eski tip motorlu taşıt yapımı artmıştır. Bu fabrikalar birden bire ve çok kısa bir süre içinde kapanacak ve çalışan insanlar işsiz kalacaklardır. Ayrıca oto ihracatı da biteceğinden, mevcut ve üretilmek zorunda olanlar elimizde patlayacaktır. Bu nedenle biran önce elektrikli veya başka bir yakıtla çalışan ( Petrol ürünü dışı bir yakıt ) araçların yapımına hız verilmelidir. Mevcut araç fabrikaları buna uygun değiştirilmelidir. Kısa bir süre sonra petrol ürünü ile çalışan araçlara müsaade edilmeme zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu önlem de bundan önce sayılanlar gibi acil ve ilk ele alınacak konulardan biridir.
Yazı daha devam etmeden buraya kadar anlatılanlar bile, bizlerin alıştığı ve hep öyle olmuş ve olacak sandığı yaşamın bittiğini göstermektedir. Hiç alışık olmadığımız ve bize iyice yabancı bir hayat yakında başlayacaktır. Bu nedenle tüm alışkanlıklarımız, değer yargılarımız, kurumlarımız, kısacası yirminci asrı yirminci asır yapan her ey değişmektedir. Buna adapte olmak isteyenler önce kafa yapılarını değiştirmek zorundadırlar. Eğer bu yazılanları bir hikâye gibi okuyorsanız, çekilecek çok acınız var demektir. Yapılacak olan, bu kaçınılmaz değişimin üzerinde düşünerek, beyni yeni duruma adapte etmektir. Bir kere beyin adapte olursa, o gerekli önlemleri almaya sizi mecbur eder.








