Eğitim ( devam )
Geleceğin Eğitim İhtiyacı
Geleceğin zor koşullarını omuzlayacak olanların eğitilmesinde esas aklı hür ve vicdanı hür gençlerin yetiştirilmesini sağlamaktır. Gelecek sağlam vücutlu, dayanıklı, sağlıklı, bilgili ve çabuk çözüm üretebilen, esnek yapılı kişilere daha fazla yaşam şansı verecektir. Özellikle saplantıları olan kişilerin değişen koşullara çok çabuk adaptasyonu başarılı olmaya bilir.
Bu tip eğitim ile Türkiye Cumhuriyetinin şu anda verdiği eğitimin hiçbir alakası yoktur.
En başta kız ve erkek çocuklar küçük yaştan itibaren dövüşmeye ve kendini her koşulda müdafaa etmeye hazırlanmalıdırlar.
Çocuklara küçük yaştan itibaren yoga öğretilmelidir. Burada amaç insanın kısa sürede konsantre olabilmesi ve düşünce yoğunluğunu sağlayabilmesidir. Diğer bir amaç insanın kendi vücudunu tanıyarak, hastalık ve diğer olumsuzluklarla kolay mücadele edebilmesini sağlamaktır. Bir diğer önemli husus da yaşlılığı geciktirmek ve ölene kadar mümkün olduğunca sağlıklı olabilmek için sağlıklı bir bedene sahip olmaktır.
Eğitimin ana amaçlarından biri de sağlık dersleri vermek olmalıdır. İnsan vücudu, virüsler, mikroplar, bakteriler, mantarlar tanıtılmalı, bunların nasıl vücuttan uzak tutulabileceği öğretilmelidir. Aynı şekilde bunlarla mücadele yolları da öğretilmelidir. Temizlik, çamaşır, ütü anlatılmalıdır. Çocuklar kendi eşyalarını ve kendilerine ait bölgeleri temizlemeyi, kendi eksiklerini gidermeyi ve kendi yırtık ve söküklerini dikmeyi öğrenmelidirler. Nasıl sağlıklı beslenileceği, nelerin nasıl yenmesi gerektiği, fazla kiloların zararları ve baştan kilo almadan nasıl sağlıklı beslenilebileceği öğretilmelidir.
Çocuklara ilk öğretilecek konulardan biri de doğa ile nasıl bir uyum içinde olunması gerektiğidir. Canlı ve cansız tüm doğanın bizim bir parçamız olduğu, kendini korumanın ancak doğayı korumakla mümkün olabileceği öğretilmelidir. Bitki ve hayvan hakları ve onlara nasıl davranılması gerektiği içlerine işletilmelidir. Bitkiler, ağaçlar, hayvanlar tanıtılmalıdır. Bunların psikolojisi anlatılmalıdır. Birbirleri ile haberleştikleri ve onların da bir canı olduğu beyinlere sokulmalıdır. Diğer canlıların yaşama haklarının en az insanların ki kadar kutsal olduğu anlatılmalı ve öğretilmelidir. Hayvanların acı çekip, çekmedikleri, onların doğayı algılama biçimleri anlatılmalıdır.
Öğretilmesi gereken önemli bir husus da tasarruflu yaşamı öğretmektir. Fazlanın, israfın zararlı olduğuna çocuk ikna edilmeli, bunun nedenleri anlatılmalıdır. Kullanılacak her şeyin son damlasına kadar kullanılması, eşyaların uzun ömürlü olabilmesi için yapılması gereken bakımlar, çöp olmuş bir malzemenin nasıl tekrar geri kazanılabileceği, bunun için yapılması gerekenler öğretilmelidir.
Yardımlaşmanın önemi öyle bir anlatılmalıdır ki beyinlerdeki kar hırsı, para kazanma hırsı, daha fazlaya sahip olma hırsı uçup gitsin. Yerine en küçük imkânını etrafı ile paylaşan, köşeyi dönmeyi değil, kol kola, omuz omuza yürümekten başka bir yolu düşünmeyen bireyler oluşsun.
Çocuklarımıza toprak, su, hava, ateş öğretilmelidir.
Çocuklarımıza ziraat, ufak el işleri, yemek pişirme, besin saklama, besin bulma öğretilmelidir.
Çocuklarımıza kâinatın nasıl oluştuğu, evrimin ne olduğu, doğanın nasıl bir gelişim gösterdiği anlatılmalıdır. Kâinatta yalnız olmadığımız, yani tek süje olmadığımız özellikle vurgulanmalıdır. Bu kâinatın parçası olarak devam etmek istiyor isek diğer canlılarla uyum içinde olma zorunda olduğumuz öğretilmelidir. Evrim teorisi anlatılarak, kâinat nasıl oldu, şimdi ne oluyor. Canlı nedir, cansız nedir. Cansızdan canlı nasıl türedi. Canlılar nasıl geliştiler. Gelişen hayvanlardan insanın ortaya çıkması nasıl oldu. Bu konuda Evrim teorisi aklı çalıştırmak ve çocuklarımıza bilimsel yolu tutturmak için en faydalı bilgi ve öğretidir.
Çocuklarımıza kazandırmamız gereken en önemli alışkanlıklardan biri de kitap okuma sevgi ve alışkanlığıdır. Çocuklar kitap ile birlikte yaşamaya öyle alıştırılmalıdırlar ki her fırsatta okusunlar. Okumak ve öğrenmek onlar için bir eğlenceye dönüşsün. Çocuklarımıza hiçbir şey öğretmeyip sadece kitap okuma alışkanlığı kazandırsak, bugünkü eğitimden çok daha fazlasını vermiş oluruz. Bugün ülkede kitap okunmamasındaki önemli bir etken de din adamlarının yaptığı negatif propagandadır. Çünkü din adamları bilgi ile hurafenin ters orantılı olduğunu bilmektedirler.
Çocuklarımıza güncel yaşam öğretilmelidir. Karşıdan karşıya nasıl geçilir; Trafik nedir, trafikte ne yapılmalı, ne yapılmamalıdır; Çevre nasıl temiz tutulur; Çöpler nasıl tasnif edilir; Bir gıdayı alırken nelere dikkat etmek gerekir; Güncel bilgiler verilmelidir: harç yapmak, duvar örmek, musluk değiştirmen gibi. Yani burada kişiye günlük yaşanımda lazım olan bütün bilgiler verilmelidir.
Kişinin kendi ile yüzleşmesi anlatılmalıdır. Yani ahlaklı olmak öğretilmelidir. Bir toplum fertlerinin ahlakı kadar ahlaklıdır. Eğer biz bugün toplumdaki haraçtan, hırsızlıktan, rüşvetten, irtikâptan ve benzeri ahlaksızlıklardan şikâyet ediyor isek ilk bakacağımız kendi ahlakımızdır. Bu nedenle ahlaklı nesiller yetiştiremediğimiz sürece, ahlaklı bit toplum da oluşturamayız. Üstelik ahlak liberal düzenlerin içinde de verilemez. Liberalin bizatihi içinde ahlaksızlık vardır. Kendi çıkarını öne almak zaten toplumsal bir ahlaksızlıktır. Bu nedenle öğretilmesi gereken ahlak, toplumsal ahlaktır. Toplumsal ahlaka sahip olmayan yerlerde, rüşvet, yağma, gasp gibi olaylar bitmez.
Bütün bunlar bir defa anlatılıp geçilecek konular değildir. Bunlar defalarca anlatılarak, neden ve niçinleri ile beyne yerleştirilerek çocuklarımızın hiç unutmayacakları bilgiler haline getirilmelidir.
Öğrenimde karşımıza çıkan en büyük engel, laik öğretmen kadrolarındaki yetersizliktir. Yukarıda bahsedildiği gibi bir eğitimi yapmak için önce öğretmenleri eğitmek gerekmektedir. Kuvvetli bir olasılıkla da yep yeni kadrolara ihtiyaç olacaktır. Yeni kadroların yetişmesi ve gereği gibi bir eğitimin başlaması, başlangıçtan itibaren 7 yıl alır. Yani istense 7 yıl sonra doğru eğitim başlayabilir. Böylece önümüzdeki 30 yıl içinde bir nesil insanımız doğru eğitilerek ortaya çıkmış olur ki bu da gelecek riskler için oldukça yeterli bir sayıdır.
Burada önemli bir husus da aile içinde yapılan din eğitiminin durdurulmasıdır. Buna tabii ki kolayca ulaşılamaz. Ama zaman ve okullarda verilecek doğru eğitim, nesilden nesile bu sorunu ufaltarak gittikçe azaltacaktır. Önemli olan hiç olmaz ise 14 – 15 yaşına kadar çocukların kuran kursu gibi dini öğretim yapan örgütlenmelerden uzak tutulabilinmesidir. Bunun içinde yapılması gereken her tip din eğitimini 14 – 15 yaşından önce yasaklanması ve bu yasağın şiddetle takip edilmesidir.
Kişiler yapacakları meslekleri ve bu arada din adamlığını da ilköğrenimden sonra seçmelidirler. Din adamı olmak isteyen veya Arapça öğrenmek isteyen bunu yapacak ise ilk 8 yıllık eğitimden sonra yapabilmelidir. Bu yapılmaz ise yani küçük yaşta yapılan din eğitimi önlenmez ise, aklını kullanan insan yetiştirmek çok zorlaşır.
Müslüman dininin felsefesi içinde din adamı yoktur. Yani Allah ile kul arasına kimse giremez, girmemelidir. Hâlbuki pratikte bu değişmiştir. Şimdi Türkiye de din adamları, din adamı örgütleri vardır ve bir de üstelik bunlar laik bir devlette olmaktadır. Devletin bütçesinden yani hepimizin vergilerinden çok önemli bir pay din adamlarına ve onların örgütlerine gitmektedir. Din mademki bir vicdan meselesidir, kişinin inancı ile ilgili bir meseledir o zaman devletin denetleme hakkı vardır ama bir din gurubunu besleme hakkı yoktur. Dolayısı ile devlet hocaları ve benzerlerini maaş bağlayarak devlet memuru yapamaz. Devlet bu işten çıkacaktır.
Din adamı ihtiyacı olanlar, mahalleler, köyler, kabalar vs… bir araya gelerek örgütlenecek, aralarında para toplayacak ve ihtiyaçları varsa kendilerine din adamı tutacaklardır. Din adamları da hizmet verecekleri yerin ahalisinden para alarak veya gönüllü olarak bedava istenen hizmeti verecektir. Buna karşı deniyor ki o zaman din çığırından çıkar. Peki, kardeşim bugünkünden fazlamı çığırından çıkar. Nakşibendî örgütlenmesine bir bakın: Devlet parası ile bir de kendi propagandalarını yapıyorlar.
Burada kritik nokta, diğer her işte olduğu gibi denetlemektir. Devlet öyle bir denetim kuracaktır ki kanun dışına çıkanlar kim olursa olsun, suç işlerler ise cezalarını bulacaklardır. Burada tekrar ediyorum, en önemli konu çocuklarımıza küçük yaşta din eğitimi aldırmamaktır. İşin püf noktası budur.





