Dünya için çok hayati bir konu olan tarımı ele almanın sırası gelmiş olmalı. Tarım çok geniş bir konu, ele alınması gereken alt konuları çok fazla. Tarıma başlamadan önce şu itirafı yapmak gerekiyor. Biz Türkiye olarak yıllardır bir tarım ülkesi olmaktan utandık. Bir sanayi ülkesi olalım istedik. Halkımızın büyük çoğunluğu toprakta çalışmasın, işçi olsun, fabrikalar da çalışsın istedik. Bunu bize böyle öğrettiler, bu konu da bizi şartlandırdılar. Hâlbuki bugün görüyoruz ki, ( tabii görmek isteyenler görüyor ), bu külliyen yalandır. Tarımı küçümseyenler, eğer ülkeyi yıkmak gibi bir art niyetleri yoksa, olsa olsa gelecekten bihaber, projeksiyonu olmayan bilgisiz ve akılsızlardır.
Doğrusu, ülke en önce bir tarım ülkesi olacaktır. Sadece kendine yeten bir tarım ülkesi değil, ürünlerini dışarıya ihraç edebilecek seviyede üretim yapabilen bir tarım ülkesi olacaktır. Ülke topraklarında ekilmemiş bir metre kare arazi kalmayacaktır. Toprak işlenmesi gerektiği gibi işlenecektir. En randımanlı şekilde kullanılacaktır. Ürün olabilecek en ucuza mal edilecektir. Toprağın, suyun, havanın yapısını bozmadan, bir bütün olarak toprak, su ve hava beraberce kullanılacaktır. Toprak istihdam edebileceği tüm insanları istihdam edebilir hale gelecektir. “ Benim halkımın % 40 ı toprakta çalışıyor “ demek utanç verici bir şey değildir. Tarımda çalışanlar insan gibi yaşıyorsa niye tarımda çalışılmasın.
Toprak üzerinde çalışanları adam gibi yaşatabilir. Ve hatta çalışmayanları bile yaşatabilir. Zaten daha önce söylediğim gibi, miktarı ne olursa olsun milli gelirin adaletli bir biçimde paylaşılması gerekir. İnsanlar çalışsınlar çalışmasınlar, hasta olsunlar sağlıklı olsunlar, genç olsunlar ihtiyar olsunlar, köyde otursunlar kentte otursunlar, ne olursa olsunlar ülkenin gelirinden yeterli payı almak zorundadırlar. Ve çalışmak zorundadırlar. Çalışabilen çalışacaktır. Yapabildiği en iyi işi yapacaktır. Herkes yapabildiği en iyi işi yaparken de alabileceği en az parayı almayacaktır. Diğer insanlarla orantılı ve rahat yaşayabilecekleri paraları alacaklardır.
Tekrar tarıma dönersek, tarımda çalışan insanlar tarımda çalışmaya devam edecek ve rahatça ve insanca geçinebilecekleri paraları alacaklardır. Türkiye de köyler boşalıp, şehirler dolunca, bunun ülkeye getirdiği külfet inanılmaz boyutlarda ve hem de çok yönlü olmuştur. Gelecekte, bu sorunların aşılması için devlet harcayacağı paranın ufak bir kısmını, baştan, sorunları çözmek için harcamış olsa idi, şimdi köylü köyünde oturuyordu. Kentler mantıklı ve mamur kentlerdi. Herkes mutlu mutlu ülke imkânlarından faydalanıyordu.
Şimdi diyeceğim ki yabancılar bunun böyle olacağını biliyorlardı. Ama bizi olması gerekenin tersine ikna ettiler. Bizi bu yöne ittiler. Cahil halkı propaganda ile kendi aleyhine davranmaya itmek, maalesef, mümkündür. Hele ülke içinde daima, her seviyede iş birlikçiler bulunur. Şimdi bana, “ yine mi komplo teorisi “ diyeniniz olacaktır. Ben komplomu değil mi bilmiyorum. Ama bir şeyi net biliyorum. Önce kafalarımızı değiştirmemiz gerekir.
Önce tarım. Tarımın geleceği için gereken her şey yapılmalıdır. Ondan sonra sanayi mi? Tabii sanayi. Kurabiliyorsan, yapabiliyorsan sanayini neden geliştirmeyeceksin ki. Ama tarıma rağmen sanayi değil, söz konusu olan tarım ve sanayidir.
Şimdi gelinmiş olan kesitte ne yapılabilinir, ona bakalım. Tarım gibi çok geniş bir konuyu birkaç alt başlıkta incelemekte yarar vardır. İlk incelemek istediğim toprağın kendisidir.
Toprak özel şahısların malı olamaz.
Toprak bütün insanların ortak malıdır.
Çünkü toprak olmaksızın yaşamak mümkün değildir. Hava nasıl herkesin malıysa, su nasıl herkesin malıysa, toprakta öyle herkesin malıdır. Böylece ilk yapılacak iş topraktan özel mülkiyeti kaldırmak olmalıdır. Toprak tüm halkın adına onu temsil eden devletin olmalıdır ve olacaktır.
Toprak bir veraset konusu olamaz. Toprak parçalanamaz. Toprağı kullananın ölümünden sonra, toprak mülkiyet sahibine yani devlete geri döner ve yeniden devlet tarafından kullanım hakkı, onu işleyecek aileye verilir. Burada bir koşul vardır. Devlet araziyi ekip biçme hakkını vermediği kişilerin çalışacak durumda olanlarına iş bulmak zorundadır. Yani devlet toprağın kullanım hakkını geri aldığında ailenin gelirini kesmiş olmaz. Pekiyi de ya ülkede iş yoksa. Bunu bilmem. İş yok olmaz. Devlet herkese iş bulmak zorundadır. İş yok, ben iş bulamam, falan filan, bütün bunlar mevcut kapitalist sistemin, hür teşebbüsün, serbest ekonominin çıkmazlarıdır.
Tekrar konuyu ele alırsak. Toprak verasete konu olamaz. Yapılacak olan şudur. Topraktan yeniden kadastro geçirilerek, araziler bir aileyi geçindirecek büyüklüğe getirdikten sonra kullanım hakkı verilecektir. Kullanım hakkı bir kişiye değil aileye verilir. Babaya verilmez. Anne baba birlikteliğine, başka bir işte çalışmayan aile fertlerini kapsayacak tarzda, verilir. Yani bir aile bozulmuşsa, anne baba ayrılmışsa toprağın kullanım hakkı da elden gider.
Şimdi denecektir ki bütün bunları kim yapacak, nasıl yapacak. Tabii ki mevcut devlet yapısı ile bunlar yapılamaz. İleriki yazılarda bu değişiklikleri gerçekleştirecek olan toplum, devlet yeniden yapılanması anlatılacaktır. Bunu ve daha pek olamaz zannedilen değişikliği yapabilecek yapılanmalar vardır ve istenirse başkaları da buluna bilinir. Şimdilik, yeni organizasyon anlatılana kadar, gerekli değişiklikler yapılabilirmiş gibi kabul ederek konu takip edilmelidir.
Devlet kullanım hakkını ailelere verdiği gibi, şunu da yapabilir. Toprağı büyük parçalar halinde, tarım yapmak isteyen şirketlere kiralayabilir. 20 yıllığına, 40 yıllığına şirketler toprağı yapılacak kontrata uygun olarak kullanırlar. Devlet organizasyonunu değiştirdikten ve hazırlıklarını bitirdikten sonra, dönüp “ tamam millet, artık toprak ortak malımız. Şahıslara kullanım hakkını şu koşullar altında veriyorum “ diyecektir.
Kullanım hakkının nasıl kullanıldığı, toprağın veriminin ve canının muhafaza edilip edilmediği, çevrenin, suyun ve havanın kirletilip kirletilmediği denetlenecektir. Bu denetim mekanizması toprağın her yönden heba edilmesinin önüne geçecek olan kurum olacaktır.
Bu yazıya bakıp, kimse benim özel mülkiyet düşmanlığı yaptığımı sanmasın. Özel mülkiyete hayır demiyorum. Herkes ev, para, altın, hisse senedi, şirket, banka sahibi olabilir. Ben sadece toprak mülkiyetinin kişilerin olamayacağını söylüyorum.
