5. Su kaynakları
Türkiye su kaynakları açısından çok zengin bir ülke değildir, ama fakir bir ülke de değildir. Ancak Türkiye bu güne kadar su kaynaklarını çok kötü kullanmıştır ve kötü kullanmaya da devam etmektedir. Suyu bile bile çok kötü kullanarak, topraklarını cennet yapacağına hızla çöle çevirdi ve çevirmeye devam ediyor. İşte Harran ovası, işte ilk yerleşimin gerçekleştiği, ilk tarımın başladığı Konya ovası.
Türkiye’de tarım en önemli başlıklardan biridir. Bu konu az ileride tekrar ele alınacağından burada sadece su kaynaklarının önemine değinilecektir. Su kaynaklarını, yani Doğu Anadolu’yu ne pahasına olursa olsun elimizde tutmamız gerekmektedir. Gelecekte var olup olmayacağımızın önemli bir faktörü, Doğu Anadolu’nun kimin elinde olduğudur.
Kürtlerin tarihi şimdilik tam olarak bilinmemektedir. Ancak Kürtlerin DNA’sı içinde, biz Türkler gibi, Anadolu yerli halkının DNA’larının büyük yer kapladığı bellidir. Ayrıca Türkler ve Kürtler birbirine çok karışmış topluluklardır. Kuvvetli olasılık ile aynı insanların Türkçe konuşanına Türk, Kürtçe konuşanına Kürt diyoruz. Bu iki toplum çok uzun seneler bir arada aynı coğrafyayı, aynı ekonomiyi ve aynı sosyal koşulları paylaşarak yaşamışlar ve bence et ile tırnak haline gelmişlerdir.
Ayrıca Türkler tarihi süreçleri nedeni ile ırkçı değillerdir ve ırk ayrımını bilmezler. Türklerin bir olaya ırkçı yaklaşmaları hiçbir şekilde mümkün değildir.
Emperyalizm deyince ben şu anda ABD emperyalizmini ve daha önce de Batı Avrupa emperyalizmini anlıyorum. Şu anda da ABD ve Batı emperyalizmi aynı kökten gelen ve bir birinin devamı olan bir düzen olarak görüyorum. Emperyalizm kendi çıkarları için tehlikeli gördüğü Türkiye Cumhuriyetini, kurulduğu günden beri parçalamak ve kendi işine geldiği gibi organize etmek istemektedir. Bunun için, bütün zayıf halkalara hücum etmekte, döne döne her zayıf halkayı yoklamaktadır. Kürt Irkçı Terörünü de ( PKK ve uzantıları ) bu meyanda görmek gerekir.
Herkes bilmektedir ki, PKK’nın silahlı mücadelesi ile Türkiye’den herhangi bir şey koparmak mümkün değildir. Ama bu mücadele, bir Türk Kürt iç savaşına yol açarsa işte o zaman ne olur bilinmez. Bana göre Kürtler yine toprak alamazlar ama Türkiye Cumhuriyeti o kadar yıpranır ki, onu başka bir nedenle bölmek veya yok etmek çok kolaylaşır. Eğer bir gün Türkiye Cumhuriyeti parçalanacaksa bu herhangi bir azınlığın değil, çoğunluğun yani kendini Türk kimliğinde görenlerin isteği ile olacaktır. Bir gün gelip, verilen mücadeleden bıkan Türklerin sayısı artar ve “ eee, bana ne, ne halleri varsa görsünler “ derse, işte o zaman bu topraklar bölünür. Ve emperyalizmin istediği olur.
Bugün aklı başında herkesin bir Türk Kürt mücadelesini veya hoş görüsüzlüğünü önleme görevi vardır. Son günlerde Sakarya’da olan olay gibi olaylara kesinlikle müsaade edilmemelidir. Her Türk, Kürt kardeşlerini yine kardeş olarak görmeye ve onların demokratik mücadelesini desteklemese bile hoş görmeye mecburdur. Aklı başında olanlar bunu her fırsatta etraflarına anlatmalıdırlar. Aklı başında olanlar, en ufak bir kışkırtma gördüklerinde hem müdahale etmeli ve hem de resmi makamları uyarmalıdırlar. Gelecek, Türk halkının Kürtlere göstereceği müsamaha ile şekillenecektir.
Su kaynaklarının geleceği de işte bu Türk Kürt ilişkilerinin geleceğine bağlıdır. Ancak daha önce anlatılan dört madde yerine getirilirse, su kaynaklarını elde tutma olasılığı da artar. Ancak her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bilmelidir ki, su kaynaklarını kaybetmiş bir Türkiye artık Türkiye değildir.
Su kaynaklarını kaybetmemek kadar önemli olan bir diğer husus da suyun kirletilmemesidir. Su o kadar gerekli ve vazgeçilmez olacaktır ki, bir saniye daha suyun kirletilmesine müsaade edilmemelidir. Suyu kirletenlere verilebilecek en ağır ceza verilmelidir. Türkler çölde ( Bozkırda ) yaşarken su kirletene verilen ceza ölümdü. Tabii şimdi bu değil ama ölüm hariç verilebilecek en ağır ceza verilmelidir. Ayrıca su arıtması olmaksızın hiçbir kullanım suyu, kullanım yerinden dışarı çıkartılmamalıdır. Söz konusu olan tam arıtmadır. Tam arıtması olmayanın su kullanım hakkı da olmaz. Tam arıtmadan geçen su bile doğal su kaynaklarına karıştırılmamalıdır. Arıtılmış su kendi şebekesi içinde tekrar tekrar kullanılmalıdır. Bu su tarımda, tekrar kullanım suyu olarak, vs… kullanılabilinir. Ama ne göllere, ne nehirlere ve ne de denizlere deşarj edilemez.
Su kaynaklarının elde tutulmasından, suyun kirletilmemesinden sonra gelen husus da su kaçaklarının giderilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti ne yapıp edip, su kaçaklarını ve hatta buharlaşma kayıplarını önlemek zorundadır. Alt yapı yatırımları ile sürekli eğitimle, halkı sürekli bilinçlendirerek, cezai tedbirlerle ve çok sıkı denetleme ve takiple bu zor iş başarılabilinir. Ve zaten başarılmak zorundadır.
Su kullanımını tasarruflu bir hale getirmek ve mümkün olan en az su ile en çok işi yapar hale gelmek de bir teknoloji, eğitim, denetim ve bilinç meselesidir. Her konuda tasarruf dönemi gelmiştir. Genel olarak tasarruf konusu ayrıca ele alınacaktır. Bura da spesifik olarak suyun tasarruflu kullanımından bahsedilmektedir. Genel olarak tasarruf ve özel olarak suyun tasarrufunu temin etmek devletin asli görevidir. Devlet mutlaka bunu sağlamak zorundadır. Ama bu liberal tavırlar vazgeçilemez bir gereklilikmiş gibi insanlara sunuldukça, nasıl insanlara tasarrufun gereği anlatılabilinir. Onun için bu konuda, ekonomiye ve sosyal hayata bakış açısını değiştirmeden yapılamaz. Bu nedenle de baş düşman Liberalizm, Kapitalizm ve Emperyalizm ve onların yeni yok etme aracı Globalleşme’dir.
