Vergi ( devam )
Türkler at ve ok ile uzaktan dövüştüklerinden yakın planda kılıç ve mızrak ile yapılan savaşlarda yeterli ustalığa sahip değillerdi. Ayrıca atı ile doğup, onunla ölen Türkleri atsız düşünmek mümkün değildi. Yerleşik düzen ise mutlaka piyadeye ihtiyaç duyuyordu. Onun için yerleşik devlet kurulunca hemen devletin çekirdek gücü olacak yeni bir ordu oluşturuluyordu, bu ordu aynı zamanda hükümdarın hassa alayı da oluyordu. Bu ordu için devşirme kullanmak adet olmuştu. Türkler de devşirilir ve çocuktan itibaren eğitilirlerse bu merkez ordusuna uygun hale gelebiliyorlardı.
Osmanlılarda biraz gelişir gelişmez, hemen kendilerine Yeniçeri dedikleri devşirme bir ordu kurdular. İlk baştan alınan esirlerin beşte birini devlet alarak, onların Müslüman olmayanlarını Müslümanlaştırarak, merkez profesyonel orduyu kuruyorlardı. Daha sonra Müslüman olmayanların çocuklarını ailelerinin rızası ile alarak Yeniçeri olarak yetiştirdiler. Bunlar kuldu yani doğrudan Padişahın kölesiydiler. Yeniçeri ordusu kurulur kurulmaz Osmanlı ordusunun bel kemiği oldu.
Yukarıda anlatılan süreçle aynı süreçte ateşli silahlarda orduda kullanılmaya başlamıştı. Bu ateşli silahlar, Türklerin at ve oktan kaynaklanan üstünlüğünü bitirdi. Şimdi piyade top ve tüfekleri ile akın akın gelen Türkleri daha onlar uzakta iken, okları varamaz iken, biçiyordu. Türkler kayıp vermeden savaş kazanmaya alışmışlardı, ateşli silahlardan sonra esas kayıp veren onlar olmaya başladılar.
Bu yağma akınlarının da sonunu getirdi. Artık Türkler yağma akınlarına çıkamaz, çıkarsa da geri dönemez olmuşlardı. Yeniçeri ile kendini ateşli silahlara adapte eden Osmanlı ordusu bu avantajı kullandı. Safevileri, Memlukları perişan etti.
Şimdi Sünni olan Osmanlı, Yeniçerisi ve ateşli silahlarıyla bir tarafta, Türkler, alevi olarak diğer tarafta yani Şah İsmail’in yanındaydı. Bu siyasi duruş, Türkler ile Osmanlı ailesi ve onun köleleri olan devşirmeler arasında büyük bir husumet yarattı. Husumet arttı ve uzlaşmaz hale dönüştü. Ateşli silahların yardımı ile Şah İsmail tehlikesini bertaraf eden Osmanlı, çoğunluğu Alevi olan Türkler aleyhine propaganda yapıyordu. Propagandanın hedefi Türklük ve Alevilikti. Orduda Türk biçimi dövüşmeye ihtiyaç kalmamıştı. Bu Osmanlının Türklere olan ihtiyacını azaltarak, baskıyı ve karalama kampanyalarını daha da arttırmasına sebep oldu. Ordudan ve yağmadan uzaklaşan Türkler ise, bir yandan da baskı altındaydılar. Bu şartlarda ekonomik ve siyasi olarak hayatlarına devam edemiyorlardı. Celali isyanları gibi isyanlar başladı. Türkler yağmanın bittiğini anlamıyorlardı.
Devlet ve isyanlar, Osmanlı ile Türklerin arasını daha da açtı. Artık nerede ise Türklere Anadolu’da hayat hakkı kalmamıştı. Ama Türklerin yağmadan yani ordudan uzaklaşmaları aynı zamanda Osmanlı ordusunun da çöküşünü başlatmıştı. Yağma sadece kişiler için değil, devlet içinde önemli bir gelirdi. Osmanlı sınırları iyice büyüyünce ve karşısında kendinden daha güçlü devletler çıkınca, savaşları kazanamaz oldu. Bu da savaşların karlı değil, zararlı sonuçlanması demekti. Osmanlı için artık ordu zenginliğine zenginlik katan bir kurum değil, hazinesini boşaltan ve onu fakirleştiren bir kurumdu.
Vergi konusuna dönmeden önce herkesin bildiği bir noktayı daha belirtmekte yarar olduğunu sanıyorum. Türklerde servet kabilenin yani ailenindi. Daha sonra kabile yapısı bozulunca, servet ( mal, hayvan ) bey ailesinin ortak malı sayıldı. Türkler devletler kurunca bu devletler, ailenin ortak malı olma nedeni ile nerede ise daha kurulurken bölünüyorlardı. Osmanlı bu problemi çözdü. Servet aile adına ailenin başına ait kabul edildi. Yani Padişah tüm toprakların, tüm servetlerin sahibiydi. Ama bu sahiplik kişisel bir sahiplik değildi. Padişah önceleri aile adına bir nevi yeddi emin gibiydi. Daha sonra ortaya millet fikri çıkmaya başlayınca, Padişah bu statüsünü halk adına kullanmaya başladı.
Şu ana kadar anlatılan tarihi geri planın bu günkü Türkiye Cumhuriyetinde sonuçları nelerdir?
- Halk devletten para ve servet kaçırmayı, tersine fırsat buldukça devletin parasını, malını almayı yani onu tırtıklamayı bir hak sayar. Ben bugün Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkesin bir yolunu bulup, devlete olan vergi mükellefiyetini yerine getirmemeye çalıştığından eminim.
- Yağma isteği devam etmektedir. Devletin aldığı vergide herkesin gözü vardır ve kendi yaptığı işten neden devletin para kazandığını anlayamamaktadır. Buradan rüşvet, irtikâp çıkmaktadır. Rüşveti alan da, rüşveti veren de bunda bir ahlaksızlık görememektedir. Bu gün Türkiye Cumhuriyetinde imkânı olup rüşvet yemeyen var mıdır diye kendime soruyorum.
- Türkiye politikacıları da yağma geri planı ile yetiştiklerinden, bu güne kadar ne ülkedeki çocuklarımıza vergi adabı vermeye çalışmışlardır ( milli eğitim politikası ve ilköğrenim ), ne de adil bir vergi düzeni kurmuşlardır. Halk devleti yağmalamaya çalışırken, devlet de yakalayabildiğini yağmalamaya çalışmaktadır. Böylece karşılıklı bir eşkıyalık sürüp gitmektedir. Bu adaletsiz ortam da rüşvet ve irtikâbın yaygınlaşmasına sebep olmaktadır.
Dolunayda Kaktüsler
http://www.sirincesanatevi.com/
Nurten Karagözoğlu

