Türkiye’nin nasıl parçalandığını veya parçalanacağını anlatmadan ve gelecek üzerine yapılan hesaplara geçmeden önce şu noktayı açıklamak gerekir.
ABD’nin görünüşte kararlarını bilinen formal yapısı veriyor. Ama bence işin aslı öyle değil. Bilinen formal yapının arkasında gizli bir toplu akıl var. Bunu bir şirketin yönetim kuruluna veya şirketin sahibi olan ailenin aile kuruluna benzetebiliriz. Bu gurup, kaç kişidir, kimlerden oluşmuştur bunu bilmiyorum, bilmenin de mümkün olduğunu sanmıyorum. Bu gurubun ne olduğunu, çok zaman sonra, Tarih yazacaktır. Stratejik ve dünyanın geleceği ile ilgili kararlar bu çekirdek geri plan tarafından alınmaktadır. Bu gurubun ülkesi yoktur, dün İngiltere idi, bugün ABD’dir.
Bu çekirdek geri planın önünde ABD’nin formal yapısı gelmektedir. Bu formal yapıda, piramidin tepesinden aşağı doğru indikçe, çeşitli kompartımanlar bulunmaktadır. Bu kompartımanlar arasında görüş farkları vardır, menfaat farkları vardır, algılama farkları vardır. Kimi kişiler ABD bir bütün değildir derken bunu kastetmektedirler. Ancak bu taktik plandadır. Ayrıca bu farklılıklar, geri plandaki yönetime alternatifler sunması açısından da çok faydalıdır.
İşte ben yukarıda kısaca özetlediğim bu yapıya İmparatorluk diyorum.
İmparatorluk dünyayı istediği gibi kolayca yönetemiyor. Kolay yönetebilmesi için askeri olarak, ekonomik olarak, kaynakları itibari ile çok güçlü olmayan devletlerden oluşmuş bir dünyaya ihtiyaç vardır. Bu da küçük küçük devletler demektir. Hani nerede ise şehir devletlerinden oluşmuş bir dünya, İmparatorluk için en kolay yönetilebilen dünya demektir.
İmparatorluk dünyayı küçük parçalara ayırma programına başlamıştır. Ancak SSCB dağıldıktan sonra ortaya çıkan Rusya hala çok güçlüdür. İmparatorluğun onu nasıl parçalayacağı gelecekte ortaya çıkacaktır. Çin’e el uzatılamamıştır. Hindistan her ne kadar Pakistan ve Hindistan olarak bölünmüş olsa da sanırım şimdilik Çin’e karşı gereğinde kullanılmak üzere daha fazla parçalanmamaktadır.
İmparatorluk küçük parçalara bölme işleminde önceliği enerji deposu olan Ortadoğu ve Orta Asya’ya vermiş görülmektedir. Tabii bu plan içinde Türkiye’nin de bulunması son derece normaldir. Ancak Türkiye’yi nasıl parçalayacaktır. Türkiye’yi parçalamak kolay bir iş değildir. Aynı şekilde İran’ı parçalamak da çok kolay bir iş değildir. Türkiye’yi parçalamak için çok detaylı ve alternatifli planlara ihtiyaç vardır. Ben şimdi bu planların nasıl planlar olacağını anlatmaya çalışacağım.
Buradan sonra anlatacaklarımı okurken, okur, din ile İmparatorluğun stratejik ortak olduğunu hiç unutmamalıdır. Her yerde imparatorluğun ilk yapacağı iş din ile iş birliğine gitmektir. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da laiklik ile Müslümanlığın bir arada olamayacağıdır. Müslümanlık laik bir yapıya müsaade etmez. Onu yok etmek için elinden geleni yapar. Şimdi bu iki noktayı akılda tutarak, Türkiye nasıl bölünüre gelelim.
Türkiye’yi bölmek için bir fırsat gerekir. Fırsat ortaya çıktığında ise, eğer Türkiye’nin içyapısı yani kurumları güçlü ise, ülkeyi parçalamak yine kolay olmayacaktır. Bu nedenle fırsat çıkmadan önce, kurumlarını zayıflatmak gerekir.
Cumhuriyet kurulduğundan beri İmparatorluk pek çok Kürt isyanı düzenlemiştir. Bu kadar deneyden sonra, şimdi artık, İmparatorluk, Türkiye Cumhuriyetine karşı Kürt kozunu nasıl oynayacağını bilmektedir. Şu anda da ( 28 yıldır ) Türkiye bir Kürt isyanı ile karşı karşıyadır. Bunun silahlı kanadı PKK’dır, siyasi kanadı da bildiklerinizdir. Ama belli olan şudur ki fırsat çıktığında Türk Kürt çelişkisi ülkeyi parçalamaya yetmeye bilir. Bu nedenle İmparatorluk işini şansa bırakamaz. Türkiye’nin iç direncini kırmak için, Aleviler ile Sünnileri, Laiklerle Müslümanları, Aydınlar ile halkı birbirine düşman etmek ve Türkiye’yi kamplara bölmek gerekir. Bunları birbirine düşürmek gerekir.
Müslümanlık her ne kadar din adamlığının aracılığını kabul etmese de, Allah ile İnsan arasında doğrudan ilişkiyi hedef alsa da, insanlar bunu kabul edemezler. Çünkü din hem bir sömürü ve hem de bir güç odağı ve imkanıdır. İnsanlar bu sömürüyü ve bu gücü isterler. Çünkü geçmişte hep böyle olduğundan bu arzu içlerine işlemiştir. İnsanlar öbür yandan da diğer dünyayı garantiye almak isterler. Bu nedenle de dine sahip çıkarlar. İşte bütün bu çelişkiler yumağından ortaya tarikatlar çıkmıştır. Tarikatlar güya dinin yorum farkı veya aydınlanmaya varmanın çeşitli yollarıdır. Bunun en doğrusu tarikatları siyasi partiler gibi görüp, öyle analiz etmektir. Bu anlamda Türkiye’de pek çok cemiyet yani siyasi parti vardır.
Türkiye’de bu partilerden biri de ki ben bundan sonra onlara cemiyet diyeceğim, cemiyetlerin en güçlüsü olan Nakşîlerdir. Önce Nakşîlerin içinden Nurculuk çıktı. Nur risaleleri ile kendine taraftar topladı, siyasete ağırlığını koydu. Ancak gücü ekonomik olarak yeterli değildi. Bunun üzerine ortaya bir ihtiyaç olarak Fethullah Gülen çıktı ve yükseldi.
Türkiye’de bir tek bu cemaat yok. Pek çok cemaat var: Mevleviler, Kadiriler, vs… Ama ta Nakşîlikten başlayarak en güçlüsü Fethullah Gülen cemaatidir.
Bu olay bir taraftan böyle iken, Cumhuriyet kurulurken Cumhuriyet bir takım insanları besleyerek, kendi burjuvasını ve oradan hareket ile kendi Kapitalistini yaratmaya çalıştı. Cumhuriyeti, Türkiye’nin elitleri ve özellikle askerleri kurmuştu. Daha önce çeşitli vesileler ile anlattığım gibi, tarihi nedenlerle, Türk ordusu ile Türk halkı arasında çok özel bir ilişki ve anlayış vardır, buna ilaveten de Türk Ordusu Cumhuriyeti kurmuştur. Ordu kendi kurduğu cumhuriyeti, kendi emeğini, kendi çocuğunu korumak ister ki bu da doğaldır.
Kurulan cumhuriyetin kapitalistleri tabii ki kurucu kadroya yakınlığı olanlar arasından yetiştirildi. Şimdi Cumhuriyetçiler bir yandan da ekonomik olarak örgütlenmeye ve kuvvetlenmeye başlamışlardı. Diğer yandan Cumhuriyet’e karşı olan cemiyetler, ekonomik olarak güçsüzdüler. Ama bu cemiyetler tarihten gelen büyük birikimleri nedeni ile daha cumhuriyet kurulur iken altını oymaya başladılar. Kuran kursları, İmam Hatip okulları açmalar. Önce öğretmenlerin arasına kendi ideolojisine inanmış kişileri sokarak, çocukların eğitimini kendi istedikleri gibi bir yola sokmaya çalışmalar. Orduya, polise, adliyeye vs kendi adamlarını yerleştirmeler. Cemiyetler bunu organize bir tarzda yapıyorlardı. Bunlar ufak ufak organizasyonlardı. Ama sonuç itibarı ile benzer formasyonu almış, benzer kültürde yetişmiş kadrolar devletin her yerinde yetişmeye başlamıştı.
Cumhuriyetin kurucu kadroları hala tehlikeyi, belki de kendi güçlerinden çok emin oldukları için fark etmemişlerdi. Veya önemsememişlerdi. Hâlbuki yüzlerce dantelci nakışa çoktan başlamıştı.
İmparatorluk, Türkiye’yi sağ ve sol olarak bölüp, kardeşkanı akıtırken, katliamlar tezgâhlarken, sola, laiklere ve aydınlara son darbeyi 12 Eylül ihtilali ile vurdu. Evren ve arkadaşları darbeyi yapıp, solu silip, cemiyetlere yolu açtılar. Darbenin devamı olan Özal, yaptığı icraatlar ile cemiyetlere para kazanma kapısını sonuna kadar açtı. Devletin imkânlarını Müslüman Kapitalist yetiştirilmesi için seferber etti.
1990’lı yılların ortalarına gelindiğinde, Laik ve Cumhuriyetçi Kapitalist ve Burjuvaların yanı sıra artık Müslüman Kapitalist ve Burjuvalar vardı.
Devamı var
