28 Şubat hareketini İmparatorluk planlamamıştı. Hatta belki İmparatorluğun haberi bile yoktu, haberi olsa bile onayı yoktu. Geriye gidişe hayır diyen ordu, artık dizginlerini elinde tuttuğu ordu değildi. İmparatorluk karşılaştığı sürpriz karşısında bir an duraklayıp, bu gelişmeden Türkiye’yi bölmek için nasıl yararlanacağını inceledi. Yeni planlarının yürürlüğe girmesi için zamana ihtiyacı vardı. O zamanı Ecevit hükümeti ile kazandı.
Ecevit’in kurduğu hükümet, orduyu sakinleştirmişti. Bu arada imparatorluk, Öcalan’ı Türkiye’ye teslim ederek, Ecevit’in kuvvetlenmesine ve seçimlerde başarı şansının artmasına yardım etti. 1998 seçimleri Sünni Müslüman Burjuvaların antiemperyalist kesimi için başarısızlık, Ecevit için başarıydı. Kurulan koalisyon kendi iç işleri ile uğraşırken, İmparatorluk da planlarını yürürlüğe sokabilecek alt yapıyı hazırlıyordu.
Bu sırada meydana gelen İzmit – Adapazarı depremi ve yarattığı kaos, İmparatorluğa, “ Türkiye’yi bölmek için ihtiyacı olan fırsatı “ analiz etmek ve ufak denemelerde bulunma imkânını verdi.
Fethullah Gülen ile İmparatorluğun yaptığı temaslar, en yakın iş birliğinin Nakşîler yapılması gerektiğini gösteriyordu. Türkiye’de ise 28 Şubat’tan sonra tüm Cemaatler ve devlet kademelerindeki cemaat adamları artık, iktidarı ele geçirmek ve orduyu kendilerine karşı bir güç olmaktan çıkartmak konusunda hemfikirdiler. İmparatorluk ve Fethullah Gülen koalisyonu, tüm Cemaat adamlarını ve Sünni Müslüman burjuvaları da yanına çekerek, AKP kuruluşuna başladı. AKP’nin bütün plan ve projeleri tek elden yapılmıştı.
İmparatorluk artık ulusalcı olan ve Türkiye’nin bölünmesine şiddetle karşı koyacak olan Laiklerden yana değildi. O yumuşatılmış ve kendi kontrolünde olan bir İslam’ın bölünmeye çok daha müsait olduğunu anlamıştı. Laiklik yerine “ Ilımlı İslam “ konacaktı. Ilımlı İslam’ın da hakikaten ılımlı olduğunu göstermek içinde bir Hıristiyan birliği olan AB’ye girecekmiş gibi davranılacaktı. Böyle yapılmasındaki bir neden de aydınları ( ben öyle demiyorum, onlar kendilerine öyle diyorlar ) bölünmesi için bir imkânın değerlendirilmesiydi. AKP, Türkiye içine sokulmuş bir Troya atı olacaktı.
Aydınlar ve özellikle solcular, 1980 Evren darbesinden en büyük zararı görenlerdi. Nerede ise hepsi soruşturulmuş, tutuklanmış, işkence görmüş ve uzun süreler hapis yatmışlardı. Uzunca bir süre her an öldürülme korkusu ile yaşamışlardı. Gördükleri muamele onların kendilerine olan güvenini azaltmış, kişilikleri limon gibi sıkılırken, onlar buna boyun eğmek zorunda kalmışlardı. İhtilalden sonra kendileri ile hesaplaşırken ve geçmişi kabullenirken, paramparça oldular. Artık bu aydınların bir kısmı sağlıklı düşünebilen, doğru analizler yapabilen insanlar olmaktan çıkmışlardı. Bir kısmı saf değiştirdi. Bir kısmı kendini daha iyi hissedebileceği bir düşünce yapısına büründü. Kimi güçten yana oldu. Kimi, çektiklerinin sonunda orduya düşman oldu. Kimi demokrasiyi Allahlaştırdı. Kimi ulusalcılıktan soğuyup, küreselleşti. Kimi başımıza gelenlerden Kemalizm’i sorumlu tuttu. Bu saya saya bitmez bir bölünmedir…
AKP, AB’ye girmeyi ön plana alınca aydınların bir kısmı, işte hakiki demokrasi gelecek diyerek onun peşine takıldı. AKP, ılımlı İslam deyince, hem dindar ve hem de Laik olmak isteyenler, “ işte çözüm “ deyip, AKP’nin peşine takıldılar. Sonuçta, temelinde Nakşilerin olduğu geniş bir koalisyon, İmparatorluğun planları dahilinde ve İmparatorlukla Fethullah Gülen’in iş birliği sayesinde oluştu.
Sıra, krize gelmişti. Çünkü devrimler krizlerden sonra gelirler. Aslında bu AKP, bir devrim değildi ama işleri çabuklaştırmak için kriz gene de önemliydi. 2001 ekonomik krizinin çıkışında, İmparatorluk yok olan bir şeyi var etmemişti. Türkiye’nin finansal yapısı kendi zavallılığı nedeniyle, bozuktu ve her tip müdahaleye açıktı. Zaten ülkenin ekonomisi kuvvetli olmak için değil, para babaları yetiştirmek üzere tasarımlanmıştı. Türkiye’de Finans krizi çıktı. Çıkış biçimi bile, anayasa fırlatma, gelecek seçimlere zemin hazırlıyordu.
Krizi durduracak ve kontrol altına alacak kişi olarak Kemal Derviş getirildi. Ben kişisel olarak Kemal Derviş’in İmparatorluğun bir ajanı olduğuna inanmıyorum. Ama Kemal Derviş finansal yapıyı düzeltebilmek için bildiği yolda ilerlerdi. Sonucunda, ülke Dünya Bankası kanalı ile İmparatorluğa daha da bağlandı. Ülkede adaletsizlik ve acılar arttı. Halkın memnuniyetsizliği hat safhaya gelmişti. Bir de buna Ecevit’in hastalığı ve bunun getirdiği karmaşa eklenince, İmparatorluk seçime gitme zamanının geldiğine karar verdi. Yapılan 2002 seçimlerinde AKP, %34 oy almış, ama seçim sisteminin abukluğu sayesinde mecliste büyük bir çoğunluğa sahip olmuştu.
Şimdi AKP dönemi açılmıştı. Bu dönem İmparatorluk, Fethullan Gülen, Cemaatler, Cemaat adamlarının bir koalisyonuydu. Bu koalisyon adına AKP ülkeyi bölünmeye doğru götürecekti. Burada AKP’nin ülke bölünmesinin bilinçli bir ortağı olduğunu söylemiyorum. Ülkeyi bölmek isteyen ve bunun planını hazırlayıp, yürürlüğe sokan İmparatorluktur. AKP’nin bundan haberi bile yoktur ve buna ihtimal bile vermez. AKP’nin olsa olsa tek bir amacı olabilir. O da Sünni Müslümanların, Türkiye’nin yönetimini, Laiklerin elinden almasıdır. Yönetimi ele geçirmenin sonucu olarak, daha Müslüman bir Türkiye ( belki ileride Şeriat ile bile yönetilebilinir olacaktır ) varılacak olması AKP üst kadroları için yeterli olacaktır.
Devamı gelecek
