23 Ocak 2009 Cuma

Türkiye’yi nasıl parçalıyorlar. Bölüm 5 ( Türkiye analizleri 4.5 )


AKP, 2007 seçimlerini % 47 oy alarak kazanmıştı. Şimdi her iki seçmenden birinin oyunu alarak, büyük bir çoğunlukla iktidara devam ediyordu. Bu seçimlerin karşı devrimciler tarafından kazanılabilmesi için İmparatorluk her konuda elinden geleni yapmıştı. Kullandığı yöntemlerin içinde gayri kanuni işler de olabilir. Bunlar var mı, yok mu bilmiyoruz. Kimi şüpheler dilden dile dolaşıyor. Ben eminim ki İmparatorluk, istediği sonucu sağlamak için, insan öldürmek dahil her türlü melaneti yapar ve yapmıştır.


Görünüşte, Türk halkının her iki kişisinden birinin oyu İmparatorluğun istediği partiye gitmişti ama halk hala büyük çoğunluğu ile ABD’ye karşıydı. Bu nasıl bir çelişkiydi. Bu çelişkinin nedeni, AKP’ye oy veren insanların eğitimsizliğinde yatıyordu. Bu insanların çoğunun eğitim düzeyi o kadar düşüktü ki Emperyalizm ve AKP ortaklığını anlayamıyor, bir dindarın bunu nasıl yapacağını kavrayamıyorlardı.


AKP, seçimlerden sonra, Cumhurbaşkanlığını hiç zorlanmadan ele geçirdi. Demokrasilerde üç kuvvet, yasama, yürütme ve yargı vardır derler ya, Türkiye demokrasisinde ise beş kuvvet vardır. Bunlar Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme, yargı ve ordudur. AKP şimdi bu beş unsurdan üçüne sahipti. Yasama, yürütme ve cumhurbaşkanlığını eline geçmişti. Bu sayede kolayca, yapacağı tayinlerle demokrasinin diğer kurumlarını ve özellikle yargıyı ve uzun vadede orduyu eline geçirebilirdi.


Modern demokrasiler, uzlaşma kültürü ile çalışabilecek yönetim biçimleridir. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için toplumun geniş bir kesiminin mutabakatı gerekir. Buna halk ile kurumların mutabakatı da denilebilinir. Demokrasi kurumları içinde Üniversiteler, Basın, Sendikalar, İşveren örgütleri, Barolar, İnanç kurumları ( ateistlik dâhil bütün inanç kuruluşları ), meslek odaları, bankaların mesleki kuruluşu, diğer önemli ve güçlü sivil toplum örgütleri vardır. AKP aslında Cumhurbaşkanlığını ele geçirmiş olmakla, bu kurumların büyük bir kısmının da, zaman içinde, eline geçmesinin yolunu açmış oluyordu. Bu kurumları da eline geçirdiğinde, istediği sonuca varıp, şeriat devletini kurmuş olacaktı.


Cemaatler uzun zamandır yargıya ve orduya kendi adamlarını sokmaya uğraşmışlardı. Ordu içine sızmayı başaramamış bile olsalar, yargıya girmişler ve hatta orada bir güç bile kazanmışlardı. Ancak yargıda hala Cumhuriyetin o dürüst hâkim ve savcıları vardı. Ve hala onların gücü cemaat adamlarından fazlaydı.


Yapılan tayinlerle, türban bastırmasıyla, cinayetlerle, halk gittikçe parçalanıyordu. İki kutup, Laikler ve Sünni ( Muhafazakâr ) Müslümanlar ( Bunların büyük bir çoğunluğu cemaat mensubudur ) gittikçe birbirinden ayrılıyordu. Yargı, Parti kapatma davaları bahane edilerek, türban bahane edilerek yıpratılıyordu. Böylece kuşatılan yargı, zaten hem içten ve hem de dıştan kuşatılınca, eski direncini kaybedecekti.


Geriye kala kala ordu kalıyordu. Onu bölmenin ve parçalamanın yolları bulunmalıydı.


Ahmet Necdet Sezer gideliden beri, AKP’yi frenlemeye çalışan ve elinden geleni yapan sadece CHP idi. CHP tek başına mücadele ediyor ve gericileri durdurup, devlet kurumlarını kurtarmaya çalışıyordu. Ama eti neydi, budu neydi?


Ortaya Ergenekon atıldı. Bunun provası daha önce Van’da Van Üniversitesi rektörünün sindirilmesi konusunda yapılmıştı. Burada Sn. Enver Arpalı suçsuz yere çektiği zulme daha fazla dayanamayıp, intihar etmişti. Sonra da dava fos çıkmasına rağmen kimse dökülen kanın hesabını sormamıştı. Ergenekon hem orduyu yıpratmak, hem emekli yüksek rütbeli subayları cezalandırmak, hem 28 Şubatı yapanların cezasını vermek, hem Nakşi karşıtlarını sindirmek, hem ülkeyi biraz daha bölmek için kullanılıyordu. Burada Ergenekon’un içinde hiç suçlu yoktur demiyorum. Ama sap ile saman birbirine karışıyordu. Olay, esas olması gereken “ Gizli Silahlı örgütün “ deşifre edilmesinden başka amaçlara kaydırılıyordu.


Bir senelik ikinci AKP iktidarından sonra gelinen durum şudur. Türkiye Cumhuriyeti artık bir ulus devlet değildir. Çoktan parçalanmıştır. Parçalanmıştır ama ayrışma daha gerçekleşmemiştir. Bunun için de bir tetikleyici felaket beklenmektedir. Bu konuya tekrar dönmek üzere, biz Türkiye’nin bir ulus devlet değilse ne olduğuna bakalım. Prof. Dr. Hakan Yavuz bunu bir otele benzetmektedir. Her odasında bir cemaat yaşayan bir oteldir artık burası. Bir yuvanın sıcaklığı ve tasada ve kaderde ortaklık kalmamıştır. Herkes kendi odasında oturmaktadır. Aralarında ilişki bile kalmamıştır. Ortak kullanım alanlarında yangın çıksa, söndürecek adam bile bulunamayacaktır.


İşte istenen de buydu. Ama otelden kaçış ne zaman olacaktı.


Otelin boşalması için bir felaket gereklidir. Potansiyel felaketler Marmara Depremi, Açlığın başlaması gibi olaylardır. Marmara depremi için sanırız en fazla 15 – 20 yıl vardır. Ama her an da olabilir. Açlığın ülkenin üzerine çökmesine gelirsek: Erozyon, yanlış özelleştirmeler, yanlış toprak ve su politikaları, küresel ısınma ile birleşince önümüzdeki 5 – 6 yıl içinde ülkede açlık başlayacaktır. AKP hükümeti buna rağmen 2B alanlarını orman alanı olmaktan çıkartarak, açlığın üzerine benzinle gitmektedir. Şimdi yukarıdaki felaketlerden hangisi erken olursa, fiili parçalanmanın fitili tutuşacaktır.


Bu arada İmparatorluk felaketlere gerek kalmadan, bu işi bitirmek için birkaç koldan çalışmaktadır.


Bunlardan biri Ermeni meselesidir. Bu yeni ABD hükümeti sırasında Ermeni tasarısı ABD geçecek ve Türkiye aleyhine tazminat davaları açılmaya başlanacaktır. Türkiye’yi ya tazminat davaları yıkacak veya ülke Ermeni tasarılarına sert tepki gösterirse iş ambargoya kadar gidebilecektir. İşte bu kargaşalar, fiili parçalanma ortamını doğurabilir.


Bir diğer olasılık, ordunun darbeye zorlanmasıdır. Eğer Cemaatler hazır olduğunda, ordu bir darbe girişiminde bulunursa iç savaş çıkarılabilinir. Ancak imparatorluk bu konuda net bir görüşe sahip değildir. Darbe yapacak olan ordu, duruma hâkim olursa, bütün planları suya düşecektir. Bu nedenle orduyu yıpratabildikleri kadar yıpratıp, kırpmaya çalışmaktadırlar.


Bir diğer olasılık da seçimlere hile karıştırmaktır. Bunun alt zemini hazırlanmış, seçmen kütükleri YSK’dan alınıp, İç İşleri Bakanlığına verilmiştir. Ortada daha şimdiden hesabı yapılamayan bir 6 milyon, cin şişesinden çıkma seçmen vardır. İnternette3 dolaşan bilgisayar hileleri vardır. Bu seçimlerin sonu karakolda bitebilir. İşte o zaman halk hareketleri başlarsa, bu da istenen ayrışma fünyesi olabilir.


Bir diğer olasılık çok büyük bir ekonomik bunalım çıkararak Türkiye’nin iyice anarşi içine sokulmasıdır. Şu andaki ekonomik bunalım Kapitalizm’in yapısal sorunları nedeni ile istem dışı ve küreseldir. Bu nedenle de kontrol dışıdır. İmparatorluğun yapmayı planlayacağı bunalım, Türkiye’ye has olmalıdır. Bunun için alt yapı hazırlanmaktadır. İMF, Türkiye’de gerekli adımları atmıştır.


Mutlaka imparatorluğun daha benim aklıma gelenlere ilave pek çok oyunu vardır.


Ülke, otel olmuştur. Şimdi herkesin bavulunu alıp gitmesi için zemin hazırlanmaktadır.


Devamı var.