Müslüman burjuvazi kuvvetlenirken, onun siyasi uzantısı olan, Erbakan partileri de kuvvetleniyordu.
SSCB yıkılışından önce, muhtemel bir komünist işgaline veya komünistlerin iktidara gelme olasılığına karşı, İmparatorluk, NATO kanalı ile ülkede komünizme karşı direnişin başını çekecek veya iç savaş çıkaracak bir örgüt kurdurmuştu. Bu sırada da Türk devleti PKK ile dövüşüyordu. Bence devlet bu savaşta, NATO tarafından kurulmuş olan gizli örgütü de kullandı ve beslemeye devam etti. SSCB yıkılmış olmasına rağmen, direkt NATO emrindeki bu gizli örgüt ( Gladyo ), amacı değişmiş bir halde faaliyetlerine devam etti. Yönetimi hala İmparatorluğun elindeydi.
İmparatorluk, baştan beri, Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları ile yani laikler ve ordu ile iyi ilişkiler içindeydi ve bu ilişkilerin iyi gitmesi için çaba harcıyordu. Zaten orduya istediğini yaptırdığına göre aranın bozulması içinde bir neden yoktu. Ancak Gladyo’yu teşkilatlandırmak gereği ortaya çıktığında, imparatorluk Sünnilerle de ilişkilerin tekrar elden geçirilmesi gerektiğini fark etti. İmparatorluk dünyada Komünizm’e karşı, Müslümanlar ile birlikte dövüşüyordu. Kırmızıyı yeşil bir kuşakla sarmış, Allah uğruna ölen Müslüman mücahitler sayesinde rahatlamıştı. İmparatorluk, Türkiye’deki Sünnileri ve özellikle Nakşîleri yanına çekmek için yatırımlara başladı.
Ancak bir problem vardı. Sünni Müslüman Burjuvaların kendileri ve özellikle partileri emperyalizm’e karşıydı. Neden böyleydi? Çünkü bu kadrolar ve onları eğiten bir kuşak öncesi, XVIII. Yüzyılın son döneminden beri Batı emperyalizminin neler yaptığını görmüşler, koca bir imparatorluktan, ufacık bir cumhuriyete mahkûm olmuşlardı. Hiçbir zaman ulusalcı değillerdi. Ama yedikleri silleyi de hazmedemiyorlardı. Romantiktiler, emperyalizme karşıydılar. Belki diğer Müslüman kardeşlerini de emperyalizmin elinden kurtarabilirlerdi. Allah onlarla beraberdi ve onlara eninde sonunda yardım edecekti.
İmparatorluk, bir yandan Sünni Müslümanlara yaklaşırken, bir yandan da Erbakan partilerini şüphe ile inceliyor, çözüm olasılıklarını planlıyordu.
1990 yılının ortalarına gelindiğinde Sünni Müslüman Burjuvalar paraca güçlenmişlerdi, siyasi partileri güçlenmişti ve ABD artık onlara yabancı gelmiyordu. Bulundukları ülke, Türkiye, onların tabiri ile %99’u Müslüman bir ülkeydi. Mademki güçlüydüler artık Cumhuriyet ile ellerinden alınmış olan Müslümanca yaşam tarzını ( bunun içinde şeriatın bazı uygulamaları var ), tekrar kazanabilirlerdi. Harekete geçtiler. İçlerinden bazıları ve bence Fethullah Gülen ve ekibi harekete geçmek için erken olduğunu, erken öten horozun kafasının kesileceğini, daha hazırlıkların tam bitmediğini söylüyordu. Ama dinleyen olmadı. Erbakan ve ekibi, cumhuriyetin laikliğine karşı, Sünniliği öne çıkarıp, kadrolaşmaya başladılar.
Cumhuriyetin kurucu elitleri ve pek tabii ordu, bu tehlikeyi fark etti. Evet, onlar da %99’un içinde idiler. Ama kendi çocukları, kazanımları, güçleri, gelecekleri risk altındaydı. Kimse İran’da Şahın subaylarının başına gelenleri unutmamıştı. Zaten el göze batmıştı, fark etmemek olası değildi. Gidişe, ordu, 28 Şubat muhtırası ile müdahale etti. Ordu, laiklikten yana tavır almış, Sünni Müslümanların projesinin önüne dikilmişti. Olgunlaşmamış hareket sendeledi. Geri çekildi. Sünni Müslüman Burjuvalar mevzilerini kaybetmişlerdi.
Bu ordu bağımsızlık savaşı vermiş bir orduydu. Cumhuriyeti kurmuştu. Şu anda elimizde olan her şeyin kazanılmasında, başka hiçbir kurumla mukayese edilemeyecek kadar pay sahibiydi. İkinci dünya savaşının sonuna kadar, bu bağımsızlıktan yana tutumu da devam edip gitmişti. Ama bu ordu aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun İmparatorluk ordusunun da bir devamıydı. Bu Osmanlı ( Türk ) İmparatorluğunun ömrü Ruslarla çatışarak geçmişti.
Bütün Asya’da Rusya Türklerin topraklarını eline geçirerek, oraları sömürgeleştirerek, Türkleri yönetimi altına alarak genişlemişti. Ruslar sadece Osmanlı Türklerini veya onun koruduğu topraklarda, diğer yerlerde gösterdikleri başarıyı tam olarak gösterememişlerdi. Buna rağmen yine de kazananlar sonunda Ruslar olmuştu. Türk ordusu, Türk aydınlarının çoğu, Türk halkı Rusya’yı kendi bekası için en büyük tehlike olarak görmüştü. Rusya’dan korkuyordu ve onu baş düşmanı görüyordu. Komünizm’e de soğuk bakmasının en temelinde bu düşmanlık vardı. Bence Rusya komünist olmasa idi, Türkiye çok daha sola kayar ve ülkedeki komünist sayısı çok daha artardı.
Türk ordusu, ülkenin NATO’ya girişini hararetle desteklemişti. Subaylar 2. Dünya savaşı sırasında ordunun teçhizat açısından ne denli geri olduğunu görmüş ve bunun acısını çekmişlerdi. Harpten sonra Stalin’in tehditleri başlayınca, içlerindeki Rus korkusu daha da bir depreşmişti. NATO’ya girdik. Ordu NATO’da kendini emniyette hissetti. Silah ve cephane alarak, yeniden organize olarak, kuvvetleniyordu. Nasıl bir zamanlar Almanya’ya hayran olunmuşsa, şimdi ABD’nin imkânlarına gıpta ediliyordu. Sonuç, ABD’ne ordu her şeyini açtı. Sonra Kıbrıs olayları olunca, ordudaki genç subaylar, İmparatorluğun ne olduğunu anladılar. Ve içlerine emperyalizm’in burukluğu girdi. 60 ihtilalinden sonra bir ara serbestleşen ortam, sol kitaplar okuyup, emperyalizm üzerinde düşünmelerine ve tartışmalarına fırsat vermişti. 1990’lı yıllara yaklaşırken artık Türk Ordusu, eskiden ABD’nin her dediğini ikiletmeden yapan ordu değildi. Ordu bağımsızlaşıyordu.
Özetlersek, 28 Şubat süreci başladığında, İmparatorluk Orda Doğuda ve Orta Asya’da ulusal devletleri parçalayarak, daha ufak devletlere dönüşmeleri için düğmeye basmıştı. Türk ordusu artık eskisi gibi ABD’ne tam bağlı bir ordu değildi. Sünni Müslüman Burjuvazi ekonomik ve siyasi olarak güçlenmişti. İmparatorluk, Sünni Müslüman burjuvalar ile iyice yakınlaşmış, artık arada eski buz dağları kalmamıştı. Sünni Müslüman burjuvaların bir kısmı sabırsız davranmış ve köteği yemişti. Sünni Müslüman burjuvaların bir kısmı daha ağların tamamen örülmediğini görüp, hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyordu. Devlet kademelerine, değişik cemaatler tarafından yerleştirilmiş olan cemaat Müslümanları ( bunlara cemaat ajanları veya cemaat adamları da denilebilinir ), Erbakan’ın çıkışının hüsranla sonuçlanması üzerine, önce korkuya, sonra infiale kapılmışlardı. Onlar şimdi intikam istiyorlardı.
Buraya kadar okuduklarınıza bakarak, İmparatorluğun işine gelen ne kadar olay bir araya gelmiş demeyin. Bu olaylar başka nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin, İmparatorluğun her alternatif için kademeli planları vardı.
Devamı gelecek
