21 Ocak 2009 Çarşamba

Türkiye'yi nasıl parçalıyorlar, Bölüm 4 ( Türkiye analizleri 4.4 )



2002 seçim sonuçlarının böyle olacağını kimse tahmin etmemişti. Bu sonucun alınmasında %10 seçim barajı esas sorumluydu. Bu seçim sistemi sayesinde, %34 oy alan AKP, meclisin nerede ise 2/3 çoğunluğuna sahip olmuştu. Hani derler ya “ yeme de yanında yat “. İmparatorluk bu fırsatı değerlendirmek için hemen harekete geçti. “ Sünni Müslüman Burjuvalar ” da bu fırsatı “ karşı devrim “ için bir fırsat olarak gördüler. Nakşîler zaten hiçbir zaman ne Türkiye Cumhuriyeti, ne Mustafa Kemal Atatürk ve ne de onun devamı olan Atatürkçülük ile uyuşmamıştı. Kemalist devrimi daima yıkmak, kendilerine uydurmak istemişlerdi. 2002 seçimlerini kendilerinin yapmayı hep istedikleri “ karşı devrim “ için bir fırsat olarak gördüler.


AKP iktidara gelir gelmez ABD ile Türkiye arasında ciddi bir problem çıkmıştı. Bu “ Teskere krizi ” idi. Kriz öncesi ABD ve Türkiye arasında yapılan görüşmelerde, Türk ordusu Irak’ın özellikle kuzeyine ABD ordusu ile beraber girmek için çok diretmişti. Hâlbuki Türk askerinin kuzey Irakta bulunması, İmparatorluğun parçalama planlarına aykırıydı. ABD Teskerenin TBMM geçmemesinin faturasını TSK’ne çıkardı. Onlara göre, eğer ordu istese idi, bu teskere mutlaka geçerdi. Böylece İmparatorluk TSK’ne daha da düşmanca bakmaya başladı. Ancak, teskerenin TBMM’den geçememesi, AKP’ye olan güvenini de sarsmıştı. AKP, daha sonra ABD’ye elinden gelen her türlü kolaylığı göstererek, yapılan hatayı telafi etmeye çalışmıştır.


İmparatorluk ve Karşı Devrimciler lehine giden şeyler olduğu gibi, hesapta olmayan unsurlar da vardı. Bunların başında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer geliyordu. Necdet Sezer sayesinde, AKP’nin ilk dört yılında,Türkiye istenenler pek yapılamadı. Bununla birlikte, mümkün olan her yere cemaat adamları yerleştirilerek, kadrolaşmada ciddi adımlar atıldı. Özellikle eğitimde, sağlıkta ve polis örgütlenmesinde alt kadrolar karşı devrimcilerce veya onlara yakın kişilerce dolduruldu.


PKK tekrar dişlerini göstermişti. ABD’nin Irak’a saldırması ile Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulma olasılığı belirmişti. PKK saldırıları başladı. Bu iş bitti diyenler, ne oluyoruz derken, çatışmalar ve ölümler tekrar başlamıştı.


Seçim yılına gelindiğinde, Ahmet Necdet Sezer’in de görev süresi bitiyordu. Bu sırada AKP koalisyonunda çatlaklar, kıpırdanmalar başlamıştı. Koalisyonu bir araya getirip, bağları kuvvetlendirmek gerekiyordu. AKP, meclis çoğunluğu ile hükümete sahip olmakla yetinmiyordu, Cumhurbaşkanlığını da istiyordu. Bu dönemde her şeye rağmen AKP iktidara gelmiş ama iktidar olamamıştı. Cumhurbaşkanlığı eline geçmez ise, onun için, istikbal pek görünmüyordu. Cumhurbaşkanlığı mücadelesi sürerken, yine hesapta olmayan ve hiç beklenmeyen bir şeyler olmuştu.


Cumhuriyet mitingleri yapıldı. Ankara’da 1 milyon, İstanbul’da 2 milyon, İzmir’de 2 ile 3 milyon arası kalabalık AKP’yi ve emperyalizmi protesto etti. RTE’ yi veya bir diğer AKP’liyi Cumhurbaşkanı olarak istemiyorlardı. Bu her yaştan, kadınlı erkekli aydın bir kalabalıktı. Nine ve torun yan yanaydı. Kalabalığın bilinç düzeyi çok yüksekti. Büyük çoğunluğu taşınmadan, kendiliğinden gelmişti. İşte mademki Cumhuriyet elden gidiyordu, elitler, vatanseverler, kadınlar… bunu yapmayın, demokrasiyi yok etmeyin, emperyalizme teslim olmayın demeye gelmişti. İlk gelirken sanıyorlardı ki mitinge katılmaktan başka çareleri kalmamıştı. Üç miting sonunda diyorlardı ki “ işte biz neyi istemediğimizi gösterdik. Bu kalabalık ve istek karşısında hükümet duramaz. Onlara oy veren %34’de durup bir düşünür “.


Hakikaten, bu mitinglerin etkisi müthiş oldu. Karşı devrimciler, olayı önemli değilmiş gibi göstermeye çalışırken, seçim meydanlarında büyük kalabalıklar toplayarak taraftarlarının ve kendilerinin moralini yüksek tutmaya çalıştılar. Bu sırada da bir taraftan alabilecekleri karşı önlemleri düşünüyorlardı. İmparatorluk, işte bu kendiliğinden mitingleri hiç hesaba katmamıştı. Bu halkın kendiliğinden meşru müdafaa içgüdüsüydü. Bu kadar kararlı, ne yaptığını bilen ve yönetici bir kalabalığın ortak hareketi, İmparatorluğun bütün planlarını bozabilir veya en azından ciddi gecikme ve değişimlere neden olabilirdi. Tedbir seçimlerden önce belirlenmeliydi.


Seçimler yaklaştıkça, kamuoyu yoklamaları AKP’nin oy oranında düşüşler olduğunu gösteriyordu. Bu oy oranı ile yine de AKP meclis çoğunluğunu elde ederdi ama nitelikli çoğunluk hayaldi. AKP bu son 5 senede yapamadıklarını küçük bir çoğunluğa sahipken nasıl yapabilecekti.


Bu beş sene içinde, Türk halkında ABD karşıtlığı hızla artıyordu. Artık Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları en büyük riski ABD’de görüyor ve onu bir tehlike olarak algılıyorlardı. İmparatorluk, Türkiye’yi bölmeyi amaçlıyordu ama bunun fark edilmesini istemezdi. PKK’ya karşı anında istihbarat gibi önlemler alarak, Türk halkına güven verici tedbirler almaya başladı. Ama Türkler ABD’ye hayır diyorlardı.


Türk Halkı ile Ordu arasındaki ilişkileri daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Türk halkının büyük bir çoğunluğu en fazla Ordusuna güveniyordu. AKP’ye oy veren geniş koalisyonun en önemli özelliği muhafazakâr olmak ve ezilmiş olmaktı. AKP iktidarı kendini Laikler tarafından ezilen Müslümanların tekrar yükselmesi olarak gösteriyordu. Bu iktidar nasıl Müslümanların itilip kakılmasına son vermiş ise aynı şekilde ezilmişlerin ekonomik sorunlarını da çözecekti. Cahil ve fakir ve ezilmiş halk çoğunluğu, kendisi ile iktidarı özdeşleştirmişti. Ne diyordu AKP “ Müslüman Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Halkın Cumhurbaşkanını seçeceğiz


Bu sırada e muhtıra geldi. Bir gece ansızın, Genel Kurmay başkanlığının internet sitesinde. Bu muhtıra ile Cumhuriyet Mitinglerinin gazı alındı, İktidar koalisyonuna gaz verildi. Dağılma temayülü gösteren koalisyon, tekrar bir araya geldiği. DYP’li, ANAP’lı, kasaba esnafının bir kısmını ve köylüyü, kendine çekti. Tabii buna DYP ile ANAP’ın tam birleşecekken, birleşmeyi becerememesi de yardımcı oldu. İmparatorluk ağlarını kurmuş, seçimi yönetiyordu.


İktidarı sarsmak ve yola getirmek için yapılmış olan Cumhuriyet mitingleri, maalesef gerici koalisyonun toparlanmasına sebep olmuştu. Bu mitinglere gidenler ve destekleyenler, siyasi yapılanma olmadan, gücün doğru yere kanalize olamadığını görmüş oldular.


Devamı var