29 Ocak 2009 Perşembe

Türkiye’yi nasıl parçalıyorlar, Bölüm 6 ( Türkiye analizleri 4.6 )

Bu bölümde, yaşanmakta olan çeşitli güncel olayların bazılarının, daha önce anlatılan analizin ışığı altında yorumlayacağım. Bunların başında Ergenekon davası geliyor.


Ergenekon


Türkiye’de, NATO kararıyla veya ABD’nin isteği ile veya devletin kendisi ihtiyaç duyduğu için, gizli örgütler kurmuştur. Bu gizli örgütler, ülkede gelişmekte olan siyasi konjonktüre bağlı olarak bir takım özel faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu yapılanmaları ortaya çıkarmak için düzenlenen Ergenekon operasyonu, yapılanmaları ortaya çıkarma kılıfı altında, Türkiye’yi bölmek için propaganda silahı olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de Gladyo gibi veya başka gizli örgütlerin devletin bilgisi dışında kurulmasına imkân yoktur. Kurulmuş olsa bile devlet en azından bunu bilir. Bu örgütler yaptıkları eylemlerdeki emirlerin büyük bir kısmını devlette görevli bir takım kişilerden almışlardır. Bu örgütler daha sonraları kontroldan çıkmış, sapıtmış olabilirler. Ergenekon veya benzeri soruşturmalarda amaç eğer devleti bu örgütlerden temizlemek ise işin ucu en üst makamlara kadar dayanır. O zaman bu işin sonunun başbakanlara, Cumhurbaşkanlarına kadar dayanacağını düşünerek hareket etmek gerekir. Yargılanacak olanlar sadece devletin emri altında hareket edenler olmayacak, bu örgütleri kurduranlar ve ana kararları verenler olacaktır. Bunun kime bir yararı vardır. Bu yapılırsa en hafifinden Türk devleti yani Türkiye hüküm giymiş olacaktır. Bu da parçalanmaya giden yolu rahatlatan bir durumdur.


Ama Ergenekon soruşturması ile yapılan sadece bu da değildir. Silahlı eylem yapmış veya yapmaya hazır kişiler ile aslında silahla hiçbir ilgisi olmayan, sadece demokrasi yanlısı, bağımsızlık yanlısı insanları bir araya konmaktadır. Bu McCarty’ciliktir. Burada amaç, ulusalcıları sindirmek, orduyu yıpratmak, AKP’ye karşı olan muhalefeti susturmaktır. Yaratılmak istenen bir korku devletidir. Olup bitenleri halka anlatmaya çalışanlara ya sus veya seni sustururum denmektir. Sonuçta da ülkedeki ayrışma körüklenmektedir.


Daha soruşturma sırasında, aydınlar ( laf gelişi söylendi ) ikiye bölünüyorlar. Bir kısmı benim gibi “ bu soruşturma yanlıştır, bu faşizmdir, AKP iktidarı muhaliflerini sindirme operasyonudur “ diyor. Bir kısmı da, “ oh ne iyi oluyor, darbeciler açığa çıkarılıyor, bu soruşturma gereklidir, sonuna kadar gitmelidir “ diyor.


İmparatorluk, Türk ordusunun dağılıp, parçalanmanın önündeki en büyük engel olduğunu biliyor. Türk ordusu bir bütün olarak kaldığı sürece, Türkiye’yi bölmek isteyen bir iç gücün buna cesaret edebilmesi mümkün değildir. Ama ordu kendi içinde parçalanırsa, Türkiye’nin bölünmesinin de önü açılmış olur.


Emekli yüksek rütbeli subaylar içeri alınarak, hala görevde olanlara bakın sizi de sürüm sürüm süründürürüz deniliyor. Diğer yandan da “ Bak darbe yaparsanız, özel polis güçleri, Cuma namazcıları, falan, bakın size karşı dururlar “ denerek, ordu mensuplarının gözü korkutulmaya çalışılıyor. Bir taraftan da halkın nazarında çok yüksek olan TSK’nın güvenilirliği azaltılmaya çalışılıyor.


Ergenekon sayesinde halka doğruları anlatacak olanlar kendi aralarında gittikçe bölünüyorlar. Böylece her kafadan farklı bir ses çıkmaya başlıyor. Bu da halkın olup biteni hiç anlamamasına sebep oluyor. Aynı şekilde basında ikiye, üçe… bölünüyor. Böylece zinde güçler parçalanıyor. ATO başkanı Sinan Aygün’e ne oldu, içeri alıp susturdular. Parçalanma devam ediyor. Korkanlar, korkmayanlar. Korkanların korktuğunu bilmesi gerekmez. Korku öyle bir durumdur ki, kişi korku nedeniyle korkutanın yanında yer alır ama bunu fark bile etmez. Kişi doğrusu bu diye o yanı tutuğunu sanır.


Öz eleştiri çok önemli bir mekanizmadır. Çok az insan kendini eleştirir. Çoğunluk onun yerine her yaptığına bir mazeret bulmayı tercih eder. Ergenekon’da da korktuğu için o yanı tutanlara bahane bulmak çok kolaydır. “ Bu araştırmalar yapılmalı. Bakın nasıl silahlar, mühimmat bulunuyor “.


Korkuyu kullanmayı bilen, psikolojik savaşın ustaları ile karşı karşıyayız. Bu Ergenekon davası Türkiye’yi bölmek, parçalamak, zayıflatmak ve özellikle orduyu zayıflatmak isteyen bir harekettir. Sadece ordu değil, Türkiye’nin bütün kurumları hedef alınmıştır. Bunun hukukla ilgisi yoktur. Yapılan hukuku kullanarak, hukukun kamuflajı altında elde edilen dokunulmazlık ile kurumları yıpratmaktır.


Gazze olayları karşısında Türk Hükümetinin tutumu



Türk Hükümeti Gazze olayları sırasında Hamas’ın yanında yer almış ve Türkiye’deki Yahudi düşmanlığını körüklemiştir. Bu neden yapılmıştır?


Bu soruya cevap vermeden 1 Mayıs’ta olanları hatırlayalım. 1 Mayıs’ta toplantı yapmak isteyen işçilerin üzerine, polis orantısız güç kullanarak, daha önce planlandığı şekilde saldırmıştır. İşçiyi toplanamaz hale getirmiştir. Amaç Nedir? Türkiye’de en çok korkulan şey işçi hareketleri ve bu hareketlerin gençlik hareketleri ile birleşmesidir. Hükümetin bundan ödü kopar. İşte bunun için amaç, muhtemel bir işçi hareketinin nasıl bastırılacağının provasını yapmaktır.


Gazze olayları bahane edilerek bu provanın devamı yapılmıştır. Eğer Halk ve ordu bir tarafta ise buna karşı polis ile çıkılamaz. Halkın karşısına halk ile çıkılabilinir. Gazze, bu imkânı verdi. Cuma namazı çıkışındaki kalabalık, İsrail’i protesto ederken, gelecek hareketlerin de provasını yapıyordu.


Yobaz dediğimiz zümre zaten bilenmiştir. Her şeyi yapmaya hazırdır. Ama tek başına gücü yetmez. Bunun yanına normal halkı katmak gerekir. İşte provalar, bu katılımın sağlanma taktiği provalarıdır. Yobazlar yanlarında kimi bulacaktır? Köylüler gelmezler, Laikler, Aleviler karşı cephede işçilerden yanadırlar. Pekiyi de, yandaş nereden bulunacaktır? Bunlar Cuma çıkışındaki Sünni Müslümanlardan elde edileceklerdir. Cuma namazına gelenler işinde gücünde Müslümanlardır. Namaz bitince işlerine dönerler. Onları ancak önemli bir sebep, önemli bir adaletsizlik harekete katabilir. Bu da Gazze’dir.


Gazze olayları nedeniyle Türkiye’de gericilerin “ karşı devrim halk hareketi “ provaları yapılmıştır. Bu kadar ile kalınmamış, bütün Müslüman halkın içine Yahudi düşmanlığı ekilmiş, daha önce ekilmiş olanların da bu düşmanlığı kuvvetlendirilmiştir.


Yani halk bir kere daha bölünmüştür. Önce Yahudi dininden Türkler, Müslüman dininden Türklerden daha da ayrıştırılmıştır. Yahudiler, faşistlerin, gericilerin yanında yer almazlar. Onların yeri daima ileri taraftır, demokrasinin yanıdır. Gazze olayları ile onlar sindirilmiştir. Yahudilerin entelektüel girişimde bulunmaları engellenmiştir.


Diğer yandan İsrail bir seçimle karşı karşıya bırakılmıştır. İsrail’i ABD’den ayırmak mümkün değildir. İkisinin Ortadoğu politikaları aynıdır. Tabii İsrail’in kendine has hedefleri de olabilir. Ama bu hedefler ancak ABD ile uyuştuğu sürece geçerli olacaktır. İsrail, Türkiye ile çatışmak istemez. Ama eğer bir gün Türkiye, hayat memat meselesi bir çatışmada, ciddi olarak İsrail’in karşısında yer alırsa, İsrail’in de Türkiye’ye karşı oynayabileceği kartları olmalıdır. Bu kartlar nerededir. Bu kartlar şu anda Türkiye düşmanlarının yani Türkiye’yi bölmeye çalışanların kendileridir. Eğer İsrail’in Türkiye’nin bölünmesinde bazı tereddütleri varsa, bu tereddütler giderilmektedir.


Bunun dışında Gazze olaylarına karşı hükümetin takındığı tavır, Türkiye içindeki Laikler arasında da yeni bir bölünmeye neden olmuştur. Bir kısım insanlar Gazze’de yaşanan felakete tepki duyarak, yapılan İsrail aleyhtarı gösterilere katılmakta, bir takım insanlarda onları yobazlarla birlikte görünce onlara tepki göstermektedir. İşte bölmek için her fırsatı değerlendirmek budur.


AKP, Gazze olaylarından, bir de Yahudi ve İsrail aleyhtarlığı yaparak, normal halk arasında mazlumun yanını tutuyor havası vererek, yaklaşmakta olan seçimler için yatırım yapmıştır. Okuması yazması ancak olan insanlar “ bak, başbakan nasıl Müslümanlara, ezilenlere arka çıkıyor “ demektedir.


Yani Gazze olayları bölücüler için katmerli börek olmuştur.


Devamı var